Wednesday, March 29, 2006

Meyveli Tahıllı Kurabiyelerden Bir Deneme


TROPİK MEYVELİ KURABİYE

Bir süredir bu tip kurabiyeleri evden hiç eksik etmiyorum. Atıştırmak için ideal, sağlıklı ve lezzetli oluyorlar. Aslında rafine edilmiş yiyeceklere alışkın olanlar için çok cazip değil ama yine de yiyenlerin çok hoşuna gidiyor. Ya da artık doğala doğru dönüş sandığımdan daha çok yaygınlaşmış. Bu gayet sevindirici bir durum tabi :) 3 yaşındaki oğluma bakıyorum da o da severek yiyor bu kurabiyeleri. Demek ki çocuk neye alışırsa damak zevki de ona göre gelişiyor. Hazır bisküvilere hiç pas vermiyor şimdilik dışarıda ikram edildiğinde bile. Tabi her zaman bunları yiyor diye bir şey yok, mis gibi tereyağlı bisküvi tarzındaki kurabiyeleri de severek yiyor ama ev yapımı olanları.

Malzemeler;

1,5 su bardağı iri kıyılmış fındık ya da ceviz
1,5 su bardağı papaya gibi tropik meyve şekerlemesi ya da meyve kurusu
(Aktarlarda bulunabiliyor bunlar)
10 çorba kaşığı dolusu yoğurt
1-1,5 su bardağı esmer şeker (tatlı sevenlere 1,5 bardak daha iyi)
2 yumurta
1/2 su bardağı zeytinyağı tereyağ karışımı
1/2 su bardağı süt
2 su bardağı tam buğday unu
3 su bardağı mısır unu
1 tatlı kaşığı kabartma tozu
1 tatlı kaşığı dolusu tarçın

Önce kuru malzemelerin haricindeki bütün malzemeleri karıştırın. Sonra diğer bütün kuru malzemeleri de başka bir kapta karıştırın. En sonunda hepsini karıştırarak kurabiye ya da katı bir kek hamuru kıvamına getirin.

Daha sonra yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisi üzerine iki kaşık yardımıyla dökün. Kaşıkların hamurdan kolay ayrılabilmesi için, arada kaşığı süte batırın.

Önceden 180 derecede ısıtılmış fırında üzeri hafif kızarana kadar pişirin.

Sonra güzel bir kahve yapın ya da çay, yanında da güzel bir müzik veee tadını çıkarın...

Afiyetle kalın.

Saturday, February 11, 2006

Portakal Şekerlemesi


Malzemeler;
6 tane portakalın kabuğu
1,5 su bardağı toz şeker
1/2 limon suyu
su

Yapılışı;
Portakal kabuklarının içindeki beyaz kısmı aldıktan sonra arada bir suyunu değiştirerek bekletin. Bizde yaklaşık 2 günde bu kadar portakal kabuğu birikti. Acısının çıkması için her seferinde yeni kabukları eklerken diğer kabukların içinde durduğu suyu değiştirdim ve tamamlandığında kabukları minik minik doğradıktan sonra bir kez kaynattım. Kaynadıktan sonra bu suyu dökerek tekrar üzerini geçinceye kadar suyunu ve şekerini ekleyerek yeniden kaynatmaya başladım. Yaklaşık 30 dakika kaynattıktan sonra limon suyunu ekledim ve suyunu çekmeye yakınken alıp fırına koydum. 175 derecede arada bir karıştırarak dibinde kalan suyu da tamamen çekmesini sağladım. Tamamen kurumasını beklemeden çıkardım. Soğuduktan sonra fotoğraftaki gibi küçük kaplara bölerek bir kutusu hariç diğerlerini derin dondurucuya kaldırdım. Keklere, kurabiyelere, pudinglere ve aşureye kullanılmak üzere bekliyor şimdi. O kadar lezzetli ve aromalı oluyor ki neredeyse bu haliyle bile yenilebiliyor şeker niyetine.

Wednesday, February 08, 2006

Fikret Mualla ...

Hep yeme içme olmaz di mi? Biraz da ruhumuzu besleyelim... İz bırakan ressamlarımızı ne kadar tanıyoruz? Pek fazla değil galiba. İz bırakanlardan biri işte Fikret Mualla, resimleri kadar hayat öyküsü de çarpıcı. Acaba diyorum senaryo arayan birilerinin ilgisini ne zaman çeker? Kitaplar var ama bir film kadar çok insana ulaşamıyor ne yazık ki. Eminim bir gün gelecek, Türk Sineması da sanatçılarına daha bir sahip çıkacak, Türk seyircisi bunu takdir edecek ve o da sahiplenecek. Benim ümidim var!

Fikret Mualla (1903-1967)
Türk, ressam. Dışavurumculuk'un (Ekspresyonizm) ve Fovizm'in üslup özelliklerini kaynaştıran, coşkun bir lirizm ve içtenlik dolu resimler yapmıştır.
Fikret Muallâ Saygı ıstanbul'da doğdu, 20 Temmuz 1967'de Fransa'da Nice yöresinde öldü. Küçükken geçirdiği bir kaza sonucu topal kalması ve annesinin ölümünden sonra babasının yeniden evlenmesi gibi olaylar onun sinirli ve uyumsuz bir çocuk olmasında rol oynadı. Saint Joseph Fransız Okulu'ndan sonra bir süre Galatasaray Lisesi'nde okudu, ama okulu bitiremeden mühendislik eğitimi yapması için Almanya'ya gönderildi. Almanya'nın çeşitli kentlerinde dolaştı, ısviçre ve ıtalya'ya gitti, müzeleri gezdi. Resim yeteneğinin farkına vararak kısa zamanda sağlam bir desen bilgisi edindi. Başarılı resimlemeler, moda çizimleri ve gravürler yaptı, desenlerini en gözde Alman dergilerine kabul ettirdi. Babasının mali durumu bozulup para gönderemez hale gelince bir Mısırlı prens, onun yirmi beş yaşına değin Almanya'da kalmasını sağladı.
Fikret Muallâ 1928'de aşırı alkol tutkusu nedeniyle bir süre hastanede tedavi gördü. Daha sonra Almanya'dan Fransa'ya geçti, Paris'te Montparnasse ve Saint Germain gibi sanat çevrelerinde yaşadı. Orada, André Lhote'un atölyesinde çalışan Hale Asaf'la tanıştı. Paris'te sürekli resim yapan Fikret Muallâ bir süre sonra parasızlık nedeniyle Türkiye'ye döndü. Geçimini sağlamak amacıyla Milli Eğitim Bakanlığı'na yaptığı başvuru üzerine 1934'te Ayvalık Ortaokulu resim öğretmenliğine atandı, ancak kısa bir süre sonra bu görevinden istifa etti. ıstanbul'da Lüküs Hayat, Deli Dolu, Saz Caz gibi operetler için kostümler çizdi. Nâzım Hikmet'in Varan 3 adlı şiir kitabını resimledi. ısmayıl Hakkı Baltacıoğlu'nun çıkardığı Yeni Adam dergisi için desenler hazırladı. Bir ara, yanlış yorumlanan bazı sözleri yüzünden savcılık emriyle 1936'da Bakırköy Akıl Hastanesi'nde bir yıla yakın gözetim altına alındı. 1937'nin sonlarına doğru taburcu edildi. Bu olaydan sonra Fikret Muallâ'da gittikçe artan ve ölümüne değin süren bir polis korkusu başladı.
Babasının ölümü üzerine eline geçen miras payı ile Paris'te yaşamını sürdürebileceğini düşünerek 1939'da Türkiye'den ayrıldı. Hastaneden çıkışı ile Türkiye'den ayrılışı arasındaki iki yıllık sürede 1939 Uluslararası New York Fuarı Türk Pavyonu için Abidin Dino'nun isteği üzerine ıstanbul konulu otuz kadar tablo yaptı. 1938'de yayımlanan Ses dergisi için çizdiği desenlerden birinin müstehcen olduğu gerekçesiyle, Türkiye'den ayrıldıktan sonra aleyhinde dava açıldı, 1939'da beraat etti. Bu dönemde yazılmış ve Ses'te yayımlanmış "Masal" ve "üsera Karargâhı" adlı iki de öyküsü vardır.
Fikret Muall-â Fransa'da yirmi altı yılı aşkın bir süre yaşadı. Geçimsizlik, içkiye düşkünlük ve sürekli polis korkusu ile geçen yıllar sonunda yaşamındaki dengesizlik ve uyumsuzluk yoğunlaştı. Bir ara tedavi için hastaneye yatırıldı. Burada kaldığı iki ay içinde kendisine resim yaptıran Dina Vierny'nin koruması altına girdi. Bu resimleriyle Kasım 1954'te ilk sergisini açtı. ıkinci sergisinden sonra yeniden akıl hastanesine girdi. Bir ay sonra taburcu edilince sanayici Lharmin'le bir anlaşma yaptı ve Seine Nehri'nin daha çok varlıkların oturduğu "sağ" yakasına taşındı. Resimlerinin sürekli müşterisi olan Madame Anglés'yle bu dönemde tanıştı. Fikret Muallâ'yı bundan sonra koruması altına alan Madame Anglés, 1962'de felç geçirdiğinde onu hastaneye kaldırttı, bakımını sağladı. Daha sonra Nice yöresinde Reillane kasabasındaki evine yerleştirdi ve bütün giderlerini karşıladı. Fikret Muallâ ömrünün sonuna değin felçten kurtulamadı. Mayıs 1967'de eski sinir bunalımları yeniden başladı. önce hastaneye, sonra da bir dinlenme evine yatırıldı ve orada öldü. Ressam Hale Asaf gibi kimsesizler mezarlığına gömüldü. ölümünden yedi yıl sonra 1974'te Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün ilgilenmesiyle kemikleri Türkiye'ye getirildi ve Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. 1976'da dostlarından, yakınlarından ve çeşitli koleksiyonlardan derlenen yüz on sekiz resmi ile Ankara'da adına bir sergi düzenlendi. Yapıtlarının çoğu bugün özel koleksiyonlarda bulunmaktadır.
Yaşamının büyük bölümünü Fransa'da geçiren Fikret Muallâ konularını kahveler, sirkler ve sokaklar gibi Paris yaşamının ayrıntılarından seçmiştir. Resim onun için bir yaşama biçimi olmuştur. Yaşamın gerçeklerini büyük bir içtenlikle renge ve biçime aktarmış, içinde yaşadığı bohem çevrenin insanını resmine konu olarak almıştır. Daha çok guvaş tekniğine yakınlık duymuş ve bu teknikle çok hızlı çalışabilmiştir. Ancak yağlıboyayı da suluboya ve guvaşı kullandığı ustalıkla kullanmıştır. Resmin kuramsal sorunları onu pek ilgilendirmemiş, dış etkilere yabancı kalmış ve çağdaş akımlara katılmamıştır. ıçinden geldiği gibi, öznel, coşkun bir lirizm ile dolu resimler yapmıştır.
YAPITLAR (başlıca): Resim: Oturan Adamlar, 1937, ıstanbul Resim ve Heykel Müzesi; Sevişenler, 1952; Masada, 1953; Nature-Morte, 1954; Sokak, 1955; Sermayeler, 1955; Kafe, 1955, Bistro; Kanalda Bekleyen Taşıt Botları; Marsilya'da Fransız ışçileri Bir Kahvede; Haliç ve Süleymaniye; Paris'te Bir Sokak; Amerikan Bar; Baloncu; Peysaj; Balıkçı; Mor Zemin üstünde Figürler. Kitap Resmi: Nâzım Hikmet, Varan 3, 1930. Tiyatro Kostümü: Lüküs Hayat; Deli Dolu; Saz Caz.

Kaynak: http://www.kulturturizm.gov.tr/gsanatlar

Thursday, February 02, 2006

Bir hamur mayala pizza, pide, ekmek ne istersen yap!...

Ben hamur mayaladığım zaman mutlaka miktarini fazla tutarim ki biraz da ekmek çıksın. O yuzden burada vereceğim ölçü size fazla gelirse yarı yarıya azaltabilirsiniz.

Hamur malzemeleri ve yapılışı;
750 ml su + süt karışımı (250 ml süt+500 ml su)
1 paket instant maya
1 tatlı kaşığı toz şeker
1,5 tatlı kaşığı deniz tuzu
1 çorba kaşığı sirke
1 çay fincani zeytinyağı
Aldığı kadar un (kıvam oldukça cıvık olmalı)

Aldığı kadar un dendiğinde genellikle kulak memesi kıvamı anlaşılır ama bu çok daha cıvık olmalı ki pişince yumuşak olsun. Önce 2 bardak kadar unu eleyip ortasını havuz gibi açıyorum ve bu havuza maya, şeker ve ılık su süt karışımından bir miktar döküp maya eriyene kadar elimle karıştırıyorum sonra kenarlardan biraz un alıp karışıma yedirerek boza kıvamına gelince bırakıyorum ve kabın kapağını örterek mayanın kabarmasını bekliyorum. Maya kabardıktan sonra yukarıda saydığım malzemeleri ekleyerek hamuru yoğurmaya başlıyorum. Bu işin bir kaç püf noktası var. Birincisi ister ekmek olsun ister pizza hamur oldukça cıvık olmalı. Hani poğaça, kurabiye vs yaparken aldığı kadar un hamurun elimizden kolayca sıyrıldığı zamadır ya bu tip mayalılarda bunu unutun. Hamur elimden çıksın diye un eklemeye devam ederseniz sert ekmekleriniz, pizzalarınız olur. Hamur cıvık olacak ama çok yoğurmanız gerekiyor. Yoğurdukça elinizi bıraktığını göreceksiniz. Bu aşamaya geldiğinde elinizi zeytinyağa batırarak yoğurma kabınızın ortasına hamuru toplayı ağzını kapatın ve bir battaniye vs örtü ile sıcak bir yerde mayalanmaya bırakın.

Maya geldikten sonra tekrar yoğurup havasını alın ve pizza ya da pide yapacaksanız, çok ince bir hamur yapıp hemen üzerine malzemelerini yayın ve önceden ısıtılmış fırında pişirin. Ben bu aşamada yine zeytinyağından destek alıyorum :) Teflon bir tepsiye elimi zaytinyağına batırarak göz kararı bir hamuru incecik yayıyorum. Hamur kalın olursa ekmek yiyor gibi olursunuz. Sonra üzerine hemen sosunu yayıyorum üzerine önceden hafif haşladığım mantarları ve sucuğu zeytini (bir kaç tane zeytin dilimi) ekleyip fırına veriyorum ve en son aşamada yani pizza piştikten sonra peynirini ekleyip 3-5 dakika sonra fırından çıkarıyorum.

Çok ayrıntılı anlattım uzun oldu farkındayım ama bu aşamaya gelene kadar yıllarca tuhaf pizzalar yaptım yeni deneyenlerin bu aşamalardan geçip yılmasını istemem :)

İç Malzemeleri ve hazırlanışı;

Pizza için ben sadece
sucuk, mantar, rende kaşar, domates püresi+domates salçası (tarifini aşağıda vereceğim) ve zeytin kullanıyorum.

Eşimin ailesi Kayseri'lidir ve kayınpederim pastırma ve sucuk konusunda gerçekten ustadır. Bunun için biz dışarıdan sucuk almayız ve yemeyiz. Hem katkı maddelerinden dolayı hem de işte içinde ne olduğunu bilmediğimiz şeyi yemeyi pek sevmiyoruz. Bu şarküteri etlerinden sadece gözümün kestiği pastırmayı alırım ki o da kırk yılda bir (kokusu malum). Eğer isteyen olursa sucuk tarifi verebilirim.

Pizzanın tabanındaki sosa gelince, önce tavaya koyduğum az zeytinyağda 2-3 diş sarımsağı sadece kokusu yağa geçene kadar yani 8-10 saniye kadar çevirip üzerine hemen 1,5 su bardağı domates püresi (ya da rendesi) ve bir tatlı kaşığı kadar kekik ekliyorum. 1 dakika kadar sürekli karıştırıp 1 çorba kaşığı domates salçası ekliyorum. 1 dakika da bu şekilde pişiyor. Bir de isteyen 1 çay kaşığı tuz ekleyebilir ama biz az tuzlu yediğimiz için salçanın tuzu yeterli geliyor.

Bu arada pizzanın fotoğrafını çekmeye fırsat kalmadı çünkü fırının başında bekleniyordu :) Başka sefere artık.

Pide için; bizim en sevdiğimiz harç mantarlı kaşarlı olan. Hatta eğer elinizin altında varsa kaşarın yanısıra İzmir Tulumu da ekleyin çok daha lezzetli oluyor. Yukarıdaki pidelerin biri açık diğeri kapalı. Aralarındaki fark kapalı olanın içinde yumurta yok diğerinde var.

Pidelerde de yine çok ince hamur üzerine malzemeyi yayıp tepside tekrar mayalanmasına izin vermeden hemen önceden ısınmış fırında pişirmek iyi sonuç veriyor.

Bir püf noktası da, ekmek,pizza vs mayalı hamurları pişirirken fırına mutlaka ısıya dayanıklı bir kap içinde su koyarım sertleşmemesi için. Tabi bir gün kendinden buhar veren bir fırın alarak bunun lüksünü yaşamayı istemiyor değilim bu arada ;)

Kıymalı pide ya da lahmacun harcı isteyenler için de ayrıca tarif verebilirim. Burayı daha fazla kalabalıklaştırmak istemediğim için şimdilik bana müsade...

Friday, January 27, 2006

Düşük kalori, yüksek lif oranı :)


CEVİZLİ KAYISILI KEK

Geçenlerde sevgili Tijen'in 'Mutfakta Zen' kitabındaki Kekmiksli Kurabiye tarifinden esinlenerek bu keki yaptım. Aslında Tijen'in kurabiye tarifini aynen uyguladım ve çok lezzetli oldu ama fotoğrafını çekmeye fırsat bulamadan yedik ve bitti! Bu keki de benzer şekilde yaptım ve bu da çok güzel oldu. Hem de son derece sağlıklı olduğu için gönül rahatlığıyla yedik. Artık suni tatlandırıcılı light yiyeceklere ve içeceklere son verdim!

Malzemeler

1 bardak gün kurusu kayısı (önceden suda ıslatılmış)
1 bardak ceviz (iri kırılmış)
1 bardak esmer şeker
3 yumurta
3 bardak tam un
1 tatlı kaşığı kabartma tozu
1 tatlı kaşığı dolusu tarçın
1 su bardağı yoğurt
1/3 su bardağı sıvı yağ (ben fındıkyağı tercih ettim)

Yapılışı

Yumurta ve şekeri önce düşük sonra yüksek devirde 5 dakika kadar çırpın. Sonra yağı ve yoğurdu ekleyin ve karıştırın. Diğer tarafta kuru malzemeleri karıştırın (kayısı ve ceviz hariç). Yumurtalı karışıma unlu karışımı ekleyin ve düşük devirde karıştırın. En son 2-3 parçaya kesilmiş kayısı kurularını ve cevizi de kaşık yardımıyla karıştırdıktan sonra yağlanmış ve unlanmış kek kalıbına dökerek 150 derecede 1 saat kadar pişirin.

Çok lezzetli ve doyurucu, bol lifli bir kek oldu.

Afiyet olsun...



Tuesday, January 24, 2006

Mutfak perisinin fısıldadıkları...


Sevgili Sibel dün beni sobelemişti :) Mutfaktaki küçük sırlar için... Ben de sürekli uyguladığım şeyleri paylaşmak istedim sizlerle. Mutlaka çoğunuz biliyorsunuzdur da, mutfağa yeni yeni girmeye başlayanlar için faydalı olabileceğini düşünüyorum.

Aslında nereden başlayacağımı bilmiyorum ama yazdıkça aklıma gelir diye umuyorum. Şu an aklım bomboş sanki! Yine de azimliyim...

  • Yemek için soğan kavururken mutlaka soğanın tadının karamelize olmasını isterim ve bunun için de orta ateşte tencerenin başında sürekli karıştırarak beklerim. Renkleri pembeleşince diğer malzemeleri eklemeye başlarım. Bir süre de o şekilde kavrulurlar. Eğer soğanlar karamelize olmazsa o yemeğin tadı ne koyarsam koyayım eksik olur :)
  • Yemek tencerelerimi mümkün olduğunca kalın tabanlı çelik tencerelerden seçerim. Tabi çok kolay bulunmuyor böylesi ama en iyi sonucu da bu tip tencereler veriyor.
  • Pasta, kek, kurabiye ve poğaça türünden bir şeyler yaparken kabartma tozunu mutlaka elenmiş una karıştırarak kullanırım. Bir de bu kabartıcıların aktif hale gelebilmesi için, limon suyu gibi asitli bir şeyle reaksiyona girmesi gerektiğini okumuştum. O zamandan beri 1 çay kaşığı limon suyu da ekliyorum hamura.
  • Börek, çörek üzerine yumurta sarısı kullandığım zaman ayırdığım yumurta aklarından ya hemen bir kaç sebze ile birlikte kendime düşük kalorili bir omlet yaparım ya da peynirli iç kullanacaksam bu içe karıştırırım, çok daha yumuşak ve zengin bir iç malzeme elde etmiş olurum. Kuş gribi benim yumurta kullanımımı hiç azaltmadı, özellikle çocuklar için en kaliteli protein kaynağı çünkü.
  • Zamanın kısıtlı olacağı dönemlerde 4-5 tane soğanı incecik kıyar ve küçük kaplara (1 yemeklik) koyar derin dondurucuya kaldırırım. Kullanacağım zaman da çözdürmeden direkt kullanırım.
  • Muz alırken, çok kısa sürede tüketmeyeceksem hafif yeşil olanlarını seçerim ve kalın bir kağıda (bir kaç sayfa gibi) sararak balkona ya da serin bir yere kaldırırım ama buzdolabına değil :)
  • Pilav pişirirken önce hafif ateşte biraz kavururum ve bu aşamada tuzun yarısını eklerim yani pirinci tuzla birlikte kavururum. Bir de daha tane tane bir pilav istiyorsanız ıslatıp beklettiğiniz pirinci soğuk suyla nişastası iyice akana kadar yıkayın. Soğuk su altında yıkama işlemini patates kızartacağınız zaman da uygulayabilirsiniz.
  • Pizza gibi bir şey pişirirken pişene kadar üzerinin kuruyup sertleşmemesi için küçük çelik bir kaba su doldurup fırının bir kenarına koyarım. Pizzanın peynirini fırından çıkarmadan hemen önce serperim.
  • Et yemeği yapacağım zaman etleri bir gün önceden biraz tuzlar ve rendelenmiş soğan suyunda bekletirim. Çok daha lezzetli ve yumuşak olur.
  • Kurabiyeleri uzun süre taze kalmaları için kapaklı cam bir kavanozun dibine peçete koyarak saklarım.
  • Köfte ya da et, tavuk vs pişirirken önce harlı ateşte bir yüzünü pişirip, diğer yüzünü de 1-2 dakika pişirdikten sonra içinin de iyi pişmesi için altını kısarım. Bu şekilde pişen etin suyu içinde kaldığı için çok daha lezzetli olur.

Hepinize sevgiler ve başarılı denemeler...

Friday, January 20, 2006

Antep Fıstığı ve Çikolata



İkisi de ne kadar lezzetlidir, biraraya geldiklerinde katmerli olarak artıyor galiba tatları :) Sevmeyen var mıdır acaba bunları? Ben görmedim! Bu pasta da özellikle bu ikiliye benim gibi çok sevenlere ithaf olunur...

Aslında biraz fotoğraf ekleme konusunda eksiklerim var. Bunu tam olarak öğrenebilmem için daha çok zaman ayırmam gerekiyor ki şimdilik bu da zor görünüyor. Şimdi size pastanın dışında içindeki çikolata kaplı fıstıkları da yapım aşamalarıyla göstermek isterdim ama galiba sadece anlatmakla yetineceğim.

ANTEP FISTIKLI ÇİKOLATALI PASTA

Pandispanya için;
4 yumurta
1 su bardağı toz şeker
1 su bardağı elenmiş un
1 çay kaşığı kabartma tozu
1/2 çay kaşığı saf vanilya

Pandispanya için önce yumurta ve şekeri yüksek ayarda krema gibi olana kadar çırpın (yaklaşık 8 dakika) ve sonra elenmiş un, kabartma tozu , vanilya karışımını spatula gibi bir şeyle sadece homojen olana kadar karıştırın (çırpmadan). Tabanına yağlı kağıt serilmiş kelepçeli bir kalıpta 150-160 derecede yaklaşık 45 dakika 1 saat kadar pişirin.

Ara Kreması
1 paket kakaolu pudingi üzerinde yazandan 100 ml kadar eksik sütle pişirip soğutun ya da herhangi bir pasta ara kreması kullanabilirsiniz. Soğuturken arada karıştırırsanız üzerinin kaymak tutmasını engellemiş olursunuz.

Üst Kreması
1 paket taze süt kreması
3 çorba kaşığı labne
3 çorba kaşığı pudra şekeri
1/2 paket benmari usulü eritilmiş bitter çikolata

Önce süt kremasını iyice çırparak kabartın, sonra diğer malzemeleri de ekleyerek sürülebilir kıvama gelinceye kadar çırpmaya devam edin.

Ayrıca ;

1 su bardağı Antep fıstığı (bulabilirseniz kavrulmamış olanından)
2 adet 80 gr lık çikolata (Milkanın sütlü siyahı çok uygun)
üzerine serpmek için kakao

1,5 paket kadar çikolatayı benmari usulü (kaynayan su dolu bir tencereye oturtulmuş kabın içinde) eritin. Fıstıkları erimiş çikolatanın içine atarak biraz karıştırın ve hafif katılaşması için kabı sıcak suyun içinden alarak 15 dakika kadar bekleyin. Sonra fıstıkları bir kaşık yardımıyla çikolataya bulanmış olarak alın ve bir yağlı kağıt üzerine dizin. Bu şekilde çikolatanın katılaşması için dolaba koyarak bekletin (ben acelem olduğu için derin dondurucuya koydum).

Bu arada pişen ve hafif soğumuş pandispanyanızı ikiye ayırın. Bunun için özel bir alet aldım ben. Ortasında çelik tel olan kıl testere gibi bir şey. Çok daha kolay kesmemi sağlıyor pandispanyayı.

İkiye ayrılmış pandispanyanın bir katı üzerine kakaolu ara kremamızı sürdükten sonra çikolataya bulanmış fıstıkları ve kıydığınız 1/2 paket çikolatayı boşluk kalmayacak şekilde yayın. Pandispanyanın diğer katı üzerine de bir miktar ara krema sürerek diğerinin üzerine kapatın.

Şimdi de üst kreması ile açık yer kalmayacak şekilde pastanızı kaplayın ve süsleyin.

Afiyet olsun...

Thursday, January 12, 2006

Bizim evin bir klasiği : Zeytinli Kek



Annemin çok sevdiği bir Kıbrıs'lı arkadaşının hatırasıdır bu tarif bize. Çocukluğumdan beri hep çok sevmişimdir. Ne zamandır aklımdaydı sizlerle paylaşmak, oldukça değişik bir tarif çünkü.

Malzemeler:
1 su bardağı yoğurt
1 su bardağı çekirdekleri ayıklanmış zeytin
3 su bardağı un
2/3 su bardağı erimiş tereyağı (ya da margarin)
1/3 su bardağı zeytinyağı
3 adet yumurta (1'inin sarısı yüzüne)
1 tatlı kaşığı kabartma tozu
2-3 adet incecik doğranmış soğan
1 avuç dolusu kuru nane

Yapılışı:
Tüm malzemeleri karıştırıp kek kalıbına dökebileceğiniz gibi muffin kalıplarına da dökebilirsiniz. Naneyi iyice ufalayarak kullanmak gerekiyor. En son olarak da ayırdığımız 1 yumurta sarısını keklerin yüzüne sürün.

Bu arada geçmiş bayramınız kutlu olsun ve daha nice bayramlar görün sevdiklerinizle birlikte...

Sunday, January 01, 2006

Tuesday, December 13, 2005

Hoşgeldin Arda Bebek...


Ne iyi ettin de geldin aramıza, mutluluk getirdin bize... Geçtiğimiz cuma akşamı, 9.12.2005'te Arda'mız geldi ailemize. Masum, mis kokulu minik bebek sana hayat boyu mutluluk diliyorum... Bu kurabiyeler senin şerefine yapıldı :)

Malzemeler:
300 gr tereyağı
3 su bardağı elenmiş un
1 su bardağı pirinç unu
1 çay kaşığı kabartma tozu
1 kahve fincanı süt
1 yumurta sarısı
1 su bardağı pudra şekeri

Kuvertür için sevgili Mine'nin tarifini uyguladım, malzemeleri ise şöyle;
200 gr pudra şekeri
1 yumurta akı
1 çorba kaşığı süt
gıda boyası

Yapılışı:
Tereyağını küçük bir tencerede biraz erittikten sonra altını kapatıp kalan kısmının da diğerinin sıcaklığıyla erimesini bekleyin. Bir kapta yumurta sarısı, şeker, süt ve yağı iyice karıştırdıktan sonra, başka bir kapta karıştırmış olduğunuz diğer kuru malzemeleri ekleyerek yoğurun ve yarım saat kadar buzdolabında dinlendirin. Daha sonra üzerine bir streç film sererek merdane ile yaklaşık 1 cm kalınlığında açın. Kalıplarla istediğiniz şekli verdikten sonra yağlı kağı serilmiş bir fırın tepsisine dizerek, 150-175 derece önceden ısıtılmış fırında altları pembeleşene kadar pişirin.

Kurabiyeler piştikten sonra biraz soğuyunca hazırlamış olduğunuz kuvertürle dilediğiniz gibi süsleyin. Bunu yaparken

1. Kuvertürü hemen hazırlayıp kullanmayın çünkü çok akışkan bir kıvamı oluyor ve bu da işi zorlaştırıyor. Ben biraz katılaşmış halini daha kolay kullandım. Çay kaşığı ve kürdan yardımıyla kurabiyelerin üzerine taşıdım.

2. Gıda boyasını çok güvendiğiniz bir yerden alın ve kürdanın ucunu batırarak istediğiniz rengi elde etmeye çalışın çünkü çok koyu renkler elde etmeniz an meselesi!

3. Kurumaları için biraz zamana ihtiyaçları var, bunu dikkate alarak üstüste koymayın :)