Saturday, September 09, 2006

Yaşasın Sonbahar!...


Uzun bir aradan sonra herkese merhaba... Gidip gelinen tatillerden, bayıltıcı sıcaklardan, virüslere ve spywarelere karşı verdiğim mücadeleden sonra yine buradayım :) Şaka bir yana epey zorlandım bu mücadele sırasında. Neyseki sonunda format atmak zorunda kalmadan kurtardım makinemi. Eh sıcaklar da bitti ve en sevdiğim mevsim geldi, yaşasın!

Ankara'nın sonbaharı da ayrı bir güzel olur. Rengi kızarmaya başlayan sarmaşıklar, yavaş yavaş yerlere düşen at kestaneleri, sararan yapraklar pek bir yakışıyor Ankara'ya. Bir de İç Anadolu'nun en bereketli mevsimidir sonbahar. Gerçek Ayaş domatesleri, Kızılcahamam fasulyeleri pazarlara dökülmeye başladı iyice, kış için saklamanın tam zamanı. Bir de bu hazırlık telaşını seviyorum işte :) Karınca misali... Şimdi gelelim tarifimize.

ROLL EKMEĞİ ve EKMEK BALIĞI

Bu ayın Sofra dergisinde çok güzel ekmek tarifleri var. Hepsi denenmeli bizim ev için. Roll ekmeği aslında aynı zamanda bildiğimiz sandviç ekmeği, tek farkı sandviç ekmeği yapmak için üzerine yumurta sürülüyor. Ben bu yaz bir kaç yıldır mutfakta çok yer kaplar gerekçesiyle almadığım ekmek makinesini aldım sonunda. İyi ki de almışım :) Çok pratik oldu. Aslında hamur yoğurmayı severim ben ama vakit yetmiyor her zaman. Bu tarifi önce sandviç ekmeği olarak denedim ve çok sevildi, çok güzel oldu. Sonra da ekmek makinesinde denedim. Tost ekmeği tadında bir şey yakalamak için. Hazır tost ekmeklerde margarin kulllanılıyormuş (belki kullanmayan da vardır ama emin olmak zor).

Biz çocukken annem arada kahvaltılarda ekmek balığı yapardı ve severek yerdik. Yıllardır hiç aklıma gelmeyen bir şeydi bu. Bir kaç ay önce annem hatırlattı Arca'ya yapmam için. Nasıl da düşünememişim???... Bayıldı, çok sevdi. Çocuklara yumurta yedirmenin güzel bir yolu bu aslında aynı zamanda. Dün bu ekmeği makinede pişirdikten sonra sabah kahvaltı için de ekmek balığı yaptım. Aslında herkesin bildiği bir şeydir mutlaka ama ben yine de unutanlara hatırlatayım istedim.

Ekmek için malzemeler;

4 su bardağı un (ben 250 ml lik cup ölçüsü kullandım)
2 su bardağı ılık süt
1 kahve fincanı zeytin yağı
1 adet yumurta
3 çorba kaşığı toz şeker
1 tatlı kaşığı mahlep
1 çay kaşığı tuz
1 paket toz kuru maya

Sandviç ekmeği yapmak isterseniz üzerine bir adet çıpılmış yumurta sürmeniz gerekiyor.

Yapılışı;

Un, tozşeker, tuz ve mahlebi hamur yoğurma kabına alarak karıştırın. Ortasını havuz gibi açı, ılık süt, yağ, yumurta ve mayayı ilave ederek yoğurun. Oldukça cıvık ve ele yapışan bir hamurunuz olacak. Yumuşak ekmek yapabilmek için biraz cıvık hamur gerekiyormuş meğer. Ben bunu öğrenene kadar klasik kulak memesi yumuşaklığı için un ekleyip dururdum ve tabi ekmek de güzel olmazdı. Bunun püf noktalarından biri de hamuru iyice yoğurmak. Öyle ki yoğurdukça hamurun yavaş yavaş elinizi bırakmaya başladığını göreceksiniz. En sonunda da spatül ya da bıçağın tersi yardımıyla elinizde kalan hamuru sıyırıp, üzerini kapatarak 1 saat mayalanmaya bırakın.

Bu sürenin sonunda kabaran hamuru elinizi una batırarak tekrar yoğurun. Daha sonra hamurdan yumurta vbüyüklüğünde parçalar alarak yuvarlayın ve yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine dizin. Sandviç ekmeği yapmak istiyorsanız bu aşamada üzerlerine çırpılmış 1 adet yumurtayı sürün, isterseniz susam vs serpin ve önceden ısıtılmış 200 derece fırında üzerleri kızarana kadar pişirin.

Dediğim gibi ben bu tarifi dün ekmek makinemde yaptım ama ölçü biraz fazla geldi. Bir daha yaptığım zaman 1/3 oranında malzemeyi azaltmayı düşünüyorum.

Ekmek Balığı için; dilimlediğiniz ekmekleri çırpılmış yumurtaya batırın. Sonra omlet pişirecekmiş gibi yüzeyi yağlanmış bir teflon tavaya bu ekmekleri koyun. Orta hararetli bir ateşte bir yüzünü pişirin. Bu arada diğer yüzlerine biraz daha yağ gezdirin. Bu iş için sprey yağ kapları çok işe yarıyor, son zamanda aldığım en kullanışlı mutfak aletim bu :) Sonra da diğer yüzü pişirin ve işlem tamam. Afiyet olsun...

Sunday, July 09, 2006

Var mi yumurta gibisi...

YEŞİL SOĞANLI SEBZELİ OMLET

Özellikle yazın çok sevdiğim, kahvaltıda tercih ettiğim lezzetli ve hafif bir omlet tarifini paylaşmak istedim sizlerle. Kuş gribi korkusuyla çoğu evin mutfağından çıktı ne yazık ki bu olağanüstü protein deposu. Anne sütüne eşdeğer protein kaynağı olduğunu söylüyor uzmanlar. Özellikle çocuklar için çok önemli bir başka deyişle.

Doğadaki ekolojik dengenin kolay kolay bozulmayacağına inananlardanım. Bu işlerin içinde bir insan parmağı var mutlaka diye düşünüyorum başından beri. Öyle ya da böyle... Kuş gribinden sonra şimdi de "kene" korkusu başladı. Bunda da bir bit yeniği var gibi geliyor bana :) Geçenlerde bir arkadaşım kenenin bu yaz bu kadar artmasının nedeninin itlaf edilen tavuklar olduğundan bahsediyordu. Hiç aklıma gelmemişti ama mantıksız da değil. Her şey bir denge ve düzen içinde devam ediyor, bozmamak için en azından elimizden geleni yapmak da bizim görevimiz.


Malzemeler:
3 yumurta
1 çay bardağı süt
1 çorba kaşığı zeytin yağı
6-7 dal kıyılmış taze soğan
küçük bir kase küp doğranmış ve sotelenmiş sebze
tuz, karabiber

Yapılışı:
Zeytin yağı ile soğanları ve tercih ettiğiniz ya da elinizin altında bulunan bir sebzeyi soteleyin. Ben bu omlette mantar kullandım gayet güzel oldu, kabak ve patlıcan da güzel oluyor. Tabi patates de. Yalniz soğanlarin ölmemesi icin sebzeleri onceden soteleyebilirsiniz. Bu omlette yeşil soğanların biraz diri kalması gerekiyor çünkü zaten omlet pişerken yeterince pişiyor.

Sebzeleri soteledikten sonra bir çırpma kabında yumurta, süt ve tuz ile karabiberi hafif çırpın. Omleti yapacağınız tavaya önce sebzeleri yayıp üzerini örtecek şekilde de çırpılmış yumurtanızı yayın. Tavanız büyük gelirse ya da sebzeler fazla gelirse biraz daha yumurta ve süt karışımı ekleyebilirsiniz. Fazla gelen omletinizi bir gün dolapta saklayabilirsiniz.

Üzerini kapatıp altını da iyice kısarak altının kızarmasını bekleyin. Ben çift taraflı teflon tavada pişirdim. Hani kapağı da tava olanlardan. Yoksa da önemli değil bu tavayı almadan önce yine bir teflonda pişirip üzerini örttüğüm kapağa çevirerek de aynı sonucu elde edebiliyordum. Yalnız teflonlarınızı mutlaka yağlayın aksi taktirde kanserojen olabileceği iddiaları var duymuşsunuzdur mutlaka. Aslında ben bu haberleri duydupğumdan beri zaten çok kullanmadığım teflonları iyice azaltıp kalın tabanlı çeliklere yöneldim eni konu ama bazen de az yağ hatırına tedbirli davranmaya çalışarak kullanıyorum yine de.

NOT: Mümkünse bu tarifin sebzesini "közlenmiş patlıcan" olarak deneyin bayılacaksınız ;)

Monday, July 03, 2006

bu kadar tembellik yeter ama...:)





Tatile gitme hazırlığıydı, tatildi dönüştü derken buralara pek uğrayamadım. Acısını çıkarırız inşallah bundan sonra.

Yazın çorba çok da aranmaz aslında ama sevdiğimiz çorbaları yaz kış ayırt etmeden severiz biz. Özellikle domates çorbası en sevdiğim çorbadır benim. Eminim çoğunuz zaten biliyorsunuzdur yapılışını ama benim ki oldukça pratik, doğal ve de lezzeti de garantili bir domates çorbası. O yüzden basit bir tarif diye ayrım yapmadan sizlerle paylaşmak istedim.

DOMATES ÇORBASI

Malzemeler

1 lt domates suyu
2 bardak süt
1 bardak su
3 çorba kaşığı un
2/3 kibrit kutusu kadar tereyağı (yaklaşık 2 çorba kaşığı dolusu)
tuz
üzerine serpmek için rendelenmiş kaşar peyniri

Yapılışı:

Un ve tereyağ tencerede orta ateşte süreklikarıştırılarak pembeleştirilir. Mis gibi meyane kokusu buruna gelir... Bu aşamada şunu söylemeden geçemeyeceğim. Bu çorbada ve hatta bence bütün çorbalarda tereyağ çorbanın lezzetini çok etkileyen bir eleman. Domates çorbasını başka bir yağla yapıldığı taktirde hiç yememeyi tercih ederim.

Un pembeleştikten sonra oda sıcaklığındaki domates suyu yavaşça karıştırılarak ilave edilir. Topaklanmaması için hızlı ve sürekli karıştırmak gerekiyor. Daha sonra süt ve su da ilave edilip karştırmaya devam edilir. Bütün tedbirlere ve çabalara rağmen yine de topaklanabilir ki bu durumda el blenderi ile bu durumun da üstesinden gelinir.

Sonra tuzu ilave edilip 10 dakika kadar kısık ateşte kaynatılır ve de biraz dinlendirilip üzerine kaşar rendesi ile afiyetle yenilir...

Monday, May 15, 2006

doğum günü pastam ve çiçeklerim...






5 Mayıs benim doğum günüm, yani hıdrellez. Ne güzel bir günde doğmuşum :) Bu sayede hiç unutmuyorum dilek dilemeyi.
Çok güzel çiçeklerim vardı ama çiçeklerle pastayı aynı kare içinde çok iyi çekmeyi başaramadım. İyi bir fotoğraf çekebilmek için daha doğrusu iyi bir kompozisyon yakalayıp odaklanma vs gibi teknik problemleri de halledebilmek için biraz konsantre olmam gerekiyor tabi biraz da vakit. Afacan oğlum Arca ısrarla pastanın üzerindeki çikolataları yemek istedi :)) Hiç bir zaman eline vermediğim kadar çikolata teklif ettim pastanın üstündekileri rahat bırakması için ama kabul etmedi. İlle de onlar!... Onunla bu boğuşmaca sırasında yakalayabildiğim en iyi kare bu olabildi :)
Bu yıl tam kendime göre bir pasta yaptım yani bol çikolatalı. Herkesin çok hoşuna gitti. Aslında pandispanya her zaman uyguladığım tarif. O yüzden bunu tekrar yazmayacağım. Şu linke tıklayarak pandispanya tarifine ulaşabilirsiniz.

Gelelim üst kremasına. 1 paket süt kreması ile kakaolu içecek tozlarından birini (sanırım kitty milk gibi bir şeydi adı) birlikte çırptım. Kaç kaşık koyduğuma dikkat etmemişim ama siz biraz çırpıp biraz ekleyerek sürülebilir kıvama geldiğinde eklemeyi bırakabilirsiniz. Bunu ilk kez denedim ve çok iyi sonuç verdiğini düşünüyorum. Hem pratik hem lezzetli oldu. Süt kremasının katılaşmasını da sağladığı için ayrıca bir şey eklemek gerekmiyor.

Ara krema için yine dilediğiniz türde bir puding ya da crem ole tarzı bir şey kullanabilirsiniz. Ben her zaman ara kremayı bol kullanırım. Önce alt katına kremayı sürüp sonra üzerine malzemeyi dizerim ve diğer katına da bolca krema sürdükten sonra kapatırım.

Bu pastada ara malzeme olarak değişik bir şey kullandım :) Yiyenler ne olduğunu ben söyleyene kadar anlayamadılar. Milka'nın küçük poşetlerde satılan çikolata kaplı fıstıklı mısır gevrekli drajelerinden kullandım ama bol miktarda. Yaklaşık 2,5 paket.

Üst süslemede benmari usulü erittiğim çikolata kullandım, bunun için de en iyi sonucu yine Milka'nın sütlü siyahının verdiğini düşünüyorum. Yağlı kağıt serdiğim bir tepsiye kurabiye kalıplarını koydum ve içlerine de bu erimiş çikolatadan 0,5 cm kadar döktüm. Sonra dondurucuda beklettim. Donduktan sonra çıkarıp bir kısmını dik şekilde pastanın üzerine sapladım :) Bazılarını da rastgele dizdim ve son olarak erimiş çikolatayı kaşıkla 15 cm kadar yukarıdan pastanın üzerine gezdirerek süsledim.

Güzel bir pastaydı çekinmeyin siz de deneyin seveceksiniz...

Saturday, April 29, 2006

Doğum günü Kurabiyeleri


Bu kurabiyeler çocukların çok sevdiği, çok lezzetli ve eğlenceli kurabiyeler. Gördükleri zaman hemen gülümsemeye başlıyorlar. Bu da benim çok hoşuma gidiyor :)

Hemen tarife geçeyim.

Malzemeler:

250 gr oda sıcaklığında tereyağ1
150 gr toz şeker
2 yumurta sarısı
2 çorba kaşığı süt
2 tatlı kaşığı kabartma tozu
1 çay kaşığı saf vanilya
500 gr un

Yapılışı:

Yağı, yumurtayı, şekeri ve sütü elle çırpın. Başka bir kapta elenmiş un, kabartma tozu ve vanilyayı karıştırın. Çırpılmış diğer karışımın içine unlu karışımı ekleyerek yoğurun. Yarım saat kadar buzdolabında dinlendirdikten sonra, hamuru iki parça yağlı kağıt arasında, 0,5 cm kalınlığında açın. Sonra yarım saat kadar daha buzdolabında bekletin. Bu şekilde yapılışını Home TV de görmüştüm. Piştikten sonra üst yüzeyleri ve genel olarak şekilleri çok düzgün oluyor böylelikle. Dolaptan çıkardıktan sonra şekilli kalıplar yardımıyla kesin. Yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine dizip, 5-10 dakika önceden ısıtılmış fırının orta rafında 150 C'de, üzeri hafif pembeleşinceye kadar pişirin.

Üzerini süslemek için beyaz ve sütlü çikolata ile çeşitli süs şekerleri kullandım. Aslında yağlı kağıttan külah yaparak süsleme yapabilirsiniz çikolatayla ama ben iğnesi çıkarılmış şırınga kullanmayı tercih ediyorum, bu da küçük bir tüyo. Süsleme için çikolatayı benmari usulü erittikten sonra içine 2 çorba kaşığı kadar da süt kreması ekledim ben ama şart değil. Benim her zaman en sevdiğim bölümdür aslında bu süsleme işi ama hep de aceleye geliyor nedense.

Afiyet olsun...

Monday, April 24, 2006

ARCA'NIN DOĞUMGÜNÜ PASTASI


31 Martta 3 yaşını bitiren oğlumun doğum günü pastasının tarifini bekleyenler artık söylenmeye başladılar haklı olarak yaz artık şu pastanın tarifini diye :)

37 cm x 27 cm x 1.5 cm boyutlarinda bir tepsi ile yaptım pandispanyayı. Yaklaşık bir mini fırın tepsisi büyüklüğünde. Aslında gelecek kişi sayısına göre belirleyebilirsiniz büyüklüğünü. Bizim pastamız geçen yıl pastaneden aldığımız pastayla aynı büyüklükte oldu.

Malzemeler :

Pandispanya için;

5 kahve fincanı un (türk kahvesi fincanı)
5 kahve fincanı toz şeker
5 yumurta
1 tatlı kaşığı kabartma tozu

Bu ölçüler 1 pandispanya için, yani bir tepsi için. Ben bundan 2 tane yaptım.

Pandispanyanın yapılışı;

şekeri ve yumurtaları yaklaşık 8-10 dakika çırpın. Birbaşka kapta karıştırdığınız elenmiş un ve kabartma tozunu çırpılmış karışımın içine yedirin (fazla çırpmayın). Sonra yağlı kağıt serilmiş tepsiye dökerek orta rafta 150 derecede 45 dakika kadar pişirin.

Ben pandispanyaları 1 gün önceden pişirdim ve soğuduktan sonra kurumaması için streç filmle sardım.

Ara krema için;

1 paket çikolatalı puding
500 ml süt
1 paket çikolata (80 gr lık milka sütlü siyah kullandım)

Pudingi üzerinde yazılan tarife göre pişirirken içine 1 paket çikolatayı da ekleyin ve iyice karıştırın. Soğuma aşamasında sık sık karıştırarak üzerinin kaymak tutmasını engelleyin. Ben bu kremayı da bir gün önceden yaparak ağzı sıkıca kapanan bir kaba alarak buzdolabına koydum.

Ara malzemesi için;

1/2 kg kadar iç kabukları da ayıklanmış antep fıstığı
300 gr kadar çikolta

Çikolataları benmari usulü eritin ve ayıklanmış antep fıstıkları ile karıştırın. Fıstıklar epeyce bir çikolataya bulanmış olsun. Sonra bir tepsi üzerine yağlı kağıt serin ve bu karışımı üzerine bir tabaka halinde yayın. Donması için dolaba koyun.

Üst krema için;

2 kutu süt kreması
200 gr çikolata (milaka sütlü siya iyi sonuç veriyor)
2 paket krema sertleştirici

Kremaları önce biraz kabarana kadar çırpın sonra krema sertleştirici ile birlikte çırpın. Sonra benmari usulünde erittiğiniz çikolatayı da ekleyereksürülebilir kıvama getirin.

Pastayı hazırlarken ;

önce ilk katın üzerine ara kremanın yarısını sürün ve üzerine parçalara ayırdığınız fıstık çikolata karışımını yerleştirin. Bir kat tamamen bununla kaplanmış olmalı. Sonra üzerine ara kremanın kalan yarısını ekleyin ve 2. kat pandispanyayı da yerleştirin. Üst kremayı pastanın her tarafını kapatacak şekilde spatulayla sürün.

En son süsleme için ben Gimat'ta Pastacılık Dünyası diye bir mağazadan aldığım pasta oyuncaklarını yerleştirdim. "İyiki doğdun Arca" yazısını azıcık gıda boyasıyla renklendirdiğim marzipan hamurundan hazırladım. Bu yazıyı da yerleştirdikten sonra kalan kremayla ve rendelenmiş bol miktarda çikolatayla pastanın her yerini kapladım. Fotoğrafa baktım da bu çok belli olmuyor ama bol çikolata rendeli süslemesi gayet güzel görünüyordu :)

Bu pastayı yapmak eğlenceliydi. Böyle güzel bir vesileyle bu lezzeti paylaşmaksa ayrı bir zevkti. Bundan sonra bu zevki kolay kolay kimseye bırakmam gibi geliyor :)

Wednesday, March 29, 2006

Meyveli Tahıllı Kurabiyelerden Bir Deneme


TROPİK MEYVELİ KURABİYE

Bir süredir bu tip kurabiyeleri evden hiç eksik etmiyorum. Atıştırmak için ideal, sağlıklı ve lezzetli oluyorlar. Aslında rafine edilmiş yiyeceklere alışkın olanlar için çok cazip değil ama yine de yiyenlerin çok hoşuna gidiyor. Ya da artık doğala doğru dönüş sandığımdan daha çok yaygınlaşmış. Bu gayet sevindirici bir durum tabi :) 3 yaşındaki oğluma bakıyorum da o da severek yiyor bu kurabiyeleri. Demek ki çocuk neye alışırsa damak zevki de ona göre gelişiyor. Hazır bisküvilere hiç pas vermiyor şimdilik dışarıda ikram edildiğinde bile. Tabi her zaman bunları yiyor diye bir şey yok, mis gibi tereyağlı bisküvi tarzındaki kurabiyeleri de severek yiyor ama ev yapımı olanları.

Malzemeler;

1,5 su bardağı iri kıyılmış fındık ya da ceviz
1,5 su bardağı papaya gibi tropik meyve şekerlemesi ya da meyve kurusu
(Aktarlarda bulunabiliyor bunlar)
10 çorba kaşığı dolusu yoğurt
1-1,5 su bardağı esmer şeker (tatlı sevenlere 1,5 bardak daha iyi)
2 yumurta
1/2 su bardağı zeytinyağı tereyağ karışımı
1/2 su bardağı süt
2 su bardağı tam buğday unu
3 su bardağı mısır unu
1 tatlı kaşığı kabartma tozu
1 tatlı kaşığı dolusu tarçın

Önce kuru malzemelerin haricindeki bütün malzemeleri karıştırın. Sonra diğer bütün kuru malzemeleri de başka bir kapta karıştırın. En sonunda hepsini karıştırarak kurabiye ya da katı bir kek hamuru kıvamına getirin.

Daha sonra yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisi üzerine iki kaşık yardımıyla dökün. Kaşıkların hamurdan kolay ayrılabilmesi için, arada kaşığı süte batırın.

Önceden 180 derecede ısıtılmış fırında üzeri hafif kızarana kadar pişirin.

Sonra güzel bir kahve yapın ya da çay, yanında da güzel bir müzik veee tadını çıkarın...

Afiyetle kalın.

Saturday, February 11, 2006

Portakal Şekerlemesi


Malzemeler;
6 tane portakalın kabuğu
1,5 su bardağı toz şeker
1/2 limon suyu
su

Yapılışı;
Portakal kabuklarının içindeki beyaz kısmı aldıktan sonra arada bir suyunu değiştirerek bekletin. Bizde yaklaşık 2 günde bu kadar portakal kabuğu birikti. Acısının çıkması için her seferinde yeni kabukları eklerken diğer kabukların içinde durduğu suyu değiştirdim ve tamamlandığında kabukları minik minik doğradıktan sonra bir kez kaynattım. Kaynadıktan sonra bu suyu dökerek tekrar üzerini geçinceye kadar suyunu ve şekerini ekleyerek yeniden kaynatmaya başladım. Yaklaşık 30 dakika kaynattıktan sonra limon suyunu ekledim ve suyunu çekmeye yakınken alıp fırına koydum. 175 derecede arada bir karıştırarak dibinde kalan suyu da tamamen çekmesini sağladım. Tamamen kurumasını beklemeden çıkardım. Soğuduktan sonra fotoğraftaki gibi küçük kaplara bölerek bir kutusu hariç diğerlerini derin dondurucuya kaldırdım. Keklere, kurabiyelere, pudinglere ve aşureye kullanılmak üzere bekliyor şimdi. O kadar lezzetli ve aromalı oluyor ki neredeyse bu haliyle bile yenilebiliyor şeker niyetine.

Wednesday, February 08, 2006

Fikret Mualla ...

Hep yeme içme olmaz di mi? Biraz da ruhumuzu besleyelim... İz bırakan ressamlarımızı ne kadar tanıyoruz? Pek fazla değil galiba. İz bırakanlardan biri işte Fikret Mualla, resimleri kadar hayat öyküsü de çarpıcı. Acaba diyorum senaryo arayan birilerinin ilgisini ne zaman çeker? Kitaplar var ama bir film kadar çok insana ulaşamıyor ne yazık ki. Eminim bir gün gelecek, Türk Sineması da sanatçılarına daha bir sahip çıkacak, Türk seyircisi bunu takdir edecek ve o da sahiplenecek. Benim ümidim var!

Fikret Mualla (1903-1967)
Türk, ressam. Dışavurumculuk'un (Ekspresyonizm) ve Fovizm'in üslup özelliklerini kaynaştıran, coşkun bir lirizm ve içtenlik dolu resimler yapmıştır.
Fikret Muallâ Saygı ıstanbul'da doğdu, 20 Temmuz 1967'de Fransa'da Nice yöresinde öldü. Küçükken geçirdiği bir kaza sonucu topal kalması ve annesinin ölümünden sonra babasının yeniden evlenmesi gibi olaylar onun sinirli ve uyumsuz bir çocuk olmasında rol oynadı. Saint Joseph Fransız Okulu'ndan sonra bir süre Galatasaray Lisesi'nde okudu, ama okulu bitiremeden mühendislik eğitimi yapması için Almanya'ya gönderildi. Almanya'nın çeşitli kentlerinde dolaştı, ısviçre ve ıtalya'ya gitti, müzeleri gezdi. Resim yeteneğinin farkına vararak kısa zamanda sağlam bir desen bilgisi edindi. Başarılı resimlemeler, moda çizimleri ve gravürler yaptı, desenlerini en gözde Alman dergilerine kabul ettirdi. Babasının mali durumu bozulup para gönderemez hale gelince bir Mısırlı prens, onun yirmi beş yaşına değin Almanya'da kalmasını sağladı.
Fikret Muallâ 1928'de aşırı alkol tutkusu nedeniyle bir süre hastanede tedavi gördü. Daha sonra Almanya'dan Fransa'ya geçti, Paris'te Montparnasse ve Saint Germain gibi sanat çevrelerinde yaşadı. Orada, André Lhote'un atölyesinde çalışan Hale Asaf'la tanıştı. Paris'te sürekli resim yapan Fikret Muallâ bir süre sonra parasızlık nedeniyle Türkiye'ye döndü. Geçimini sağlamak amacıyla Milli Eğitim Bakanlığı'na yaptığı başvuru üzerine 1934'te Ayvalık Ortaokulu resim öğretmenliğine atandı, ancak kısa bir süre sonra bu görevinden istifa etti. ıstanbul'da Lüküs Hayat, Deli Dolu, Saz Caz gibi operetler için kostümler çizdi. Nâzım Hikmet'in Varan 3 adlı şiir kitabını resimledi. ısmayıl Hakkı Baltacıoğlu'nun çıkardığı Yeni Adam dergisi için desenler hazırladı. Bir ara, yanlış yorumlanan bazı sözleri yüzünden savcılık emriyle 1936'da Bakırköy Akıl Hastanesi'nde bir yıla yakın gözetim altına alındı. 1937'nin sonlarına doğru taburcu edildi. Bu olaydan sonra Fikret Muallâ'da gittikçe artan ve ölümüne değin süren bir polis korkusu başladı.
Babasının ölümü üzerine eline geçen miras payı ile Paris'te yaşamını sürdürebileceğini düşünerek 1939'da Türkiye'den ayrıldı. Hastaneden çıkışı ile Türkiye'den ayrılışı arasındaki iki yıllık sürede 1939 Uluslararası New York Fuarı Türk Pavyonu için Abidin Dino'nun isteği üzerine ıstanbul konulu otuz kadar tablo yaptı. 1938'de yayımlanan Ses dergisi için çizdiği desenlerden birinin müstehcen olduğu gerekçesiyle, Türkiye'den ayrıldıktan sonra aleyhinde dava açıldı, 1939'da beraat etti. Bu dönemde yazılmış ve Ses'te yayımlanmış "Masal" ve "üsera Karargâhı" adlı iki de öyküsü vardır.
Fikret Muall-â Fransa'da yirmi altı yılı aşkın bir süre yaşadı. Geçimsizlik, içkiye düşkünlük ve sürekli polis korkusu ile geçen yıllar sonunda yaşamındaki dengesizlik ve uyumsuzluk yoğunlaştı. Bir ara tedavi için hastaneye yatırıldı. Burada kaldığı iki ay içinde kendisine resim yaptıran Dina Vierny'nin koruması altına girdi. Bu resimleriyle Kasım 1954'te ilk sergisini açtı. ıkinci sergisinden sonra yeniden akıl hastanesine girdi. Bir ay sonra taburcu edilince sanayici Lharmin'le bir anlaşma yaptı ve Seine Nehri'nin daha çok varlıkların oturduğu "sağ" yakasına taşındı. Resimlerinin sürekli müşterisi olan Madame Anglés'yle bu dönemde tanıştı. Fikret Muallâ'yı bundan sonra koruması altına alan Madame Anglés, 1962'de felç geçirdiğinde onu hastaneye kaldırttı, bakımını sağladı. Daha sonra Nice yöresinde Reillane kasabasındaki evine yerleştirdi ve bütün giderlerini karşıladı. Fikret Muallâ ömrünün sonuna değin felçten kurtulamadı. Mayıs 1967'de eski sinir bunalımları yeniden başladı. önce hastaneye, sonra da bir dinlenme evine yatırıldı ve orada öldü. Ressam Hale Asaf gibi kimsesizler mezarlığına gömüldü. ölümünden yedi yıl sonra 1974'te Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün ilgilenmesiyle kemikleri Türkiye'ye getirildi ve Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. 1976'da dostlarından, yakınlarından ve çeşitli koleksiyonlardan derlenen yüz on sekiz resmi ile Ankara'da adına bir sergi düzenlendi. Yapıtlarının çoğu bugün özel koleksiyonlarda bulunmaktadır.
Yaşamının büyük bölümünü Fransa'da geçiren Fikret Muallâ konularını kahveler, sirkler ve sokaklar gibi Paris yaşamının ayrıntılarından seçmiştir. Resim onun için bir yaşama biçimi olmuştur. Yaşamın gerçeklerini büyük bir içtenlikle renge ve biçime aktarmış, içinde yaşadığı bohem çevrenin insanını resmine konu olarak almıştır. Daha çok guvaş tekniğine yakınlık duymuş ve bu teknikle çok hızlı çalışabilmiştir. Ancak yağlıboyayı da suluboya ve guvaşı kullandığı ustalıkla kullanmıştır. Resmin kuramsal sorunları onu pek ilgilendirmemiş, dış etkilere yabancı kalmış ve çağdaş akımlara katılmamıştır. ıçinden geldiği gibi, öznel, coşkun bir lirizm ile dolu resimler yapmıştır.
YAPITLAR (başlıca): Resim: Oturan Adamlar, 1937, ıstanbul Resim ve Heykel Müzesi; Sevişenler, 1952; Masada, 1953; Nature-Morte, 1954; Sokak, 1955; Sermayeler, 1955; Kafe, 1955, Bistro; Kanalda Bekleyen Taşıt Botları; Marsilya'da Fransız ışçileri Bir Kahvede; Haliç ve Süleymaniye; Paris'te Bir Sokak; Amerikan Bar; Baloncu; Peysaj; Balıkçı; Mor Zemin üstünde Figürler. Kitap Resmi: Nâzım Hikmet, Varan 3, 1930. Tiyatro Kostümü: Lüküs Hayat; Deli Dolu; Saz Caz.

Kaynak: http://www.kulturturizm.gov.tr/gsanatlar

Thursday, February 02, 2006

Bir hamur mayala pizza, pide, ekmek ne istersen yap!...

Ben hamur mayaladığım zaman mutlaka miktarini fazla tutarim ki biraz da ekmek çıksın. O yuzden burada vereceğim ölçü size fazla gelirse yarı yarıya azaltabilirsiniz.

Hamur malzemeleri ve yapılışı;
750 ml su + süt karışımı (250 ml süt+500 ml su)
1 paket instant maya
1 tatlı kaşığı toz şeker
1,5 tatlı kaşığı deniz tuzu
1 çorba kaşığı sirke
1 çay fincani zeytinyağı
Aldığı kadar un (kıvam oldukça cıvık olmalı)

Aldığı kadar un dendiğinde genellikle kulak memesi kıvamı anlaşılır ama bu çok daha cıvık olmalı ki pişince yumuşak olsun. Önce 2 bardak kadar unu eleyip ortasını havuz gibi açıyorum ve bu havuza maya, şeker ve ılık su süt karışımından bir miktar döküp maya eriyene kadar elimle karıştırıyorum sonra kenarlardan biraz un alıp karışıma yedirerek boza kıvamına gelince bırakıyorum ve kabın kapağını örterek mayanın kabarmasını bekliyorum. Maya kabardıktan sonra yukarıda saydığım malzemeleri ekleyerek hamuru yoğurmaya başlıyorum. Bu işin bir kaç püf noktası var. Birincisi ister ekmek olsun ister pizza hamur oldukça cıvık olmalı. Hani poğaça, kurabiye vs yaparken aldığı kadar un hamurun elimizden kolayca sıyrıldığı zamadır ya bu tip mayalılarda bunu unutun. Hamur elimden çıksın diye un eklemeye devam ederseniz sert ekmekleriniz, pizzalarınız olur. Hamur cıvık olacak ama çok yoğurmanız gerekiyor. Yoğurdukça elinizi bıraktığını göreceksiniz. Bu aşamaya geldiğinde elinizi zeytinyağa batırarak yoğurma kabınızın ortasına hamuru toplayı ağzını kapatın ve bir battaniye vs örtü ile sıcak bir yerde mayalanmaya bırakın.

Maya geldikten sonra tekrar yoğurup havasını alın ve pizza ya da pide yapacaksanız, çok ince bir hamur yapıp hemen üzerine malzemelerini yayın ve önceden ısıtılmış fırında pişirin. Ben bu aşamada yine zeytinyağından destek alıyorum :) Teflon bir tepsiye elimi zaytinyağına batırarak göz kararı bir hamuru incecik yayıyorum. Hamur kalın olursa ekmek yiyor gibi olursunuz. Sonra üzerine hemen sosunu yayıyorum üzerine önceden hafif haşladığım mantarları ve sucuğu zeytini (bir kaç tane zeytin dilimi) ekleyip fırına veriyorum ve en son aşamada yani pizza piştikten sonra peynirini ekleyip 3-5 dakika sonra fırından çıkarıyorum.

Çok ayrıntılı anlattım uzun oldu farkındayım ama bu aşamaya gelene kadar yıllarca tuhaf pizzalar yaptım yeni deneyenlerin bu aşamalardan geçip yılmasını istemem :)

İç Malzemeleri ve hazırlanışı;

Pizza için ben sadece
sucuk, mantar, rende kaşar, domates püresi+domates salçası (tarifini aşağıda vereceğim) ve zeytin kullanıyorum.

Eşimin ailesi Kayseri'lidir ve kayınpederim pastırma ve sucuk konusunda gerçekten ustadır. Bunun için biz dışarıdan sucuk almayız ve yemeyiz. Hem katkı maddelerinden dolayı hem de işte içinde ne olduğunu bilmediğimiz şeyi yemeyi pek sevmiyoruz. Bu şarküteri etlerinden sadece gözümün kestiği pastırmayı alırım ki o da kırk yılda bir (kokusu malum). Eğer isteyen olursa sucuk tarifi verebilirim.

Pizzanın tabanındaki sosa gelince, önce tavaya koyduğum az zeytinyağda 2-3 diş sarımsağı sadece kokusu yağa geçene kadar yani 8-10 saniye kadar çevirip üzerine hemen 1,5 su bardağı domates püresi (ya da rendesi) ve bir tatlı kaşığı kadar kekik ekliyorum. 1 dakika kadar sürekli karıştırıp 1 çorba kaşığı domates salçası ekliyorum. 1 dakika da bu şekilde pişiyor. Bir de isteyen 1 çay kaşığı tuz ekleyebilir ama biz az tuzlu yediğimiz için salçanın tuzu yeterli geliyor.

Bu arada pizzanın fotoğrafını çekmeye fırsat kalmadı çünkü fırının başında bekleniyordu :) Başka sefere artık.

Pide için; bizim en sevdiğimiz harç mantarlı kaşarlı olan. Hatta eğer elinizin altında varsa kaşarın yanısıra İzmir Tulumu da ekleyin çok daha lezzetli oluyor. Yukarıdaki pidelerin biri açık diğeri kapalı. Aralarındaki fark kapalı olanın içinde yumurta yok diğerinde var.

Pidelerde de yine çok ince hamur üzerine malzemeyi yayıp tepside tekrar mayalanmasına izin vermeden hemen önceden ısınmış fırında pişirmek iyi sonuç veriyor.

Bir püf noktası da, ekmek,pizza vs mayalı hamurları pişirirken fırına mutlaka ısıya dayanıklı bir kap içinde su koyarım sertleşmemesi için. Tabi bir gün kendinden buhar veren bir fırın alarak bunun lüksünü yaşamayı istemiyor değilim bu arada ;)

Kıymalı pide ya da lahmacun harcı isteyenler için de ayrıca tarif verebilirim. Burayı daha fazla kalabalıklaştırmak istemediğim için şimdilik bana müsade...